İnsan ruh ve bedenden meydana gelmiştir. Bedenimiz şahadet aleminden, ruhumuz gayb alemindendir. Mevlana Hz. ruhun cesede gelmesini şöyle anlatır. Arşta oturup dururken anamın şehveti İNİN emriyle beni buraya attı. İnin ifadesinde Hz. Adem’in ve neslinin dünyaya gönderilmesini anlatan “Hepiniz cennetten inin dedik” (Bakara suresi 38.) ayetine işarettir. İnsan sadece et ve kemikten meydana gelmiş maddi bir cisim değildir. İnsandaki korkular, sevgi, merak, hayal, düşünce madde ile izah edilemeyecek şekilde olgulardır. Felsefe sistemleri insanı maddi bir varlık olarak ele alırlar. Halbuki insanın gerçek boyutu mana yönüdür. Okumaya devam et “Ruh ve Beden İlişkisinin Ney’e Yansıması”
Kategori: Ahmet Hamdi Erdoğmuş
Kainata ve Kalplere Doğan Güneş
Gökyüzünün güneşi, kainatın ve tüm alemlerin yaratıcısının biricik dostum ve habibim yani en sevdiğim dediği o güzel insanın doğumu; yokluk aleminin bitip varlık alemine geçişi misali bir bebeğin doğumundaki karanlık bir alemden aydınlık bir aleme geçişi gibidir. Varlık alemine gözlerini açmış olan sevgili Peygamberimizin şu dünyada yaşanası bir hayatın tekrar ihyası için bir güneş gibi doğup, tüm kainata ışık saçmasıdır. Tüm insanların kalplerinde yaşaması varlık alemini aydınlatıp, gönül gözümüzün doğmasıdır bu mübarek günler.
Siyahın Işığı
Herhangi bir gecenin karanlığında yalnız kaldığımız zaman içimizi saran bir korku, bir endişe, bizi bu karanlığın içine çeken bir güç bütün bir benliğimizi büsbütün kuşatır. Bu karanlık ve yanlızlık korkusu genelde tüm insanların içine işlemiş ve irademizin dışında gelişen bir olgudur. Karanlık şuuraltımızda hep var olan ve olmaya devam edecek bedenimizin ve zihnimizin verdiği bir tepkidir. Çünkü karanlık insanların ölümün o soğuk nefesini daha iyi bir ifade ile bir kabir toprağı gibi bizi örtmesini hatırlatır. Karanlık ve siyah daima yok olma kaybolma ve tükenmişlik olarak bizi hep içine çeker.