Beden ve Ruhun Balansı

Beden ve Ruhun BalansıRuh ile beden senkronize olmalı ki hayat yaşanabilir olsun. Ruh ritim tutarsa beden uyum sağlar, detone ve sirtone olmaz. Aklın ve ruhun uyumu ile bu dünyanın -Mevlana’nın söylediği gibi- aşk evinde misafir oluyoruz.

Her iki cihet hep bir çekişme hep bir gerilim ve daima mücadele halinde bitmeyen kavgalarını sürdürüyorlar. Karar merci bizim hayatımıza yön veriyor. Dış unsurlar, çevremiz bir baskı yaratıyor. Kişilik işte bu eylem sonrası oturuyor.

Okumaya devam et “Beden ve Ruhun Balansı”

Kişi Aynaya Bakar, Kendini Görür

Kişi Aynaya Bakar, Kendini GörürBaşlığın ilk akla gelen özeti, o kişinin yansıyan tarafıdır. Şimdi şöyle bir düşünelim. İnsanların yaşamlarında süregelen davranış biçimleri aslında hep ‘ben’ odaklıdır. ‘Böyle daha iyi olur, ben yaptım, benim fikrim çok daha gerçekçi, sana katılmıyorum, ben de öyle söylemiştim’ gibi konuşmalar insanın ne kadar bencil bir varlık olduğunu gösteriyor. Daha ziyade paylaşımcılıktan çok uzak, kendi fikirlerinin her zaman doğru olduğuna inanan ve hiçbir fikrinden taviz vermeyen bir insan profili olarak karşımıza çıkıyor. İşte bu hal ve hareketler; bizi sadece kendi dünyamıza hapseder ve paylaşımcı olmayan, etrafa kapalı bir insan modeli olarak yalnızlığa mahkum eder. Bu modelden çıkan insan figürü; mutsuz, neşesiz ve hayattan hiç zevk almayan, adeta dünyaya geldiğine pişman bir durumdadır.

Okumaya devam et “Kişi Aynaya Bakar, Kendini Görür”

Hiçlik Duygusu

Hiçlik DuygusuKapının birden kapandığını duydum ve o kadar irkildim ki, adeta ruhumdan bir şeyler koptuğunu ve de bir an sendelediğimi hissettim. Gerçekten korkmuştum. Radyoda yayınlanan skece kendimi o kadar kaptırmışım ki karşımda duran biricik eşim, hayat arkadaşım bana boş gözlerle bakıp ne olduğunu anlamaya çalışıyor, nasıl böyle bir tepki verdiğime şaşırıp kendine gel dercesine beni sarsıyordu.

Okumaya devam et “Hiçlik Duygusu”