Kapısı kapandı işte evdeki her odanın. Herkes odasına çekildi sabaha kadar aralıksız uyumak için. Bir ben kaldım kulaklarımdan beynime doğru işleyen uğultularla. Ne vardı kendimi yalnızlığa bu kadar alıştıracak?
Sonbaharın önce soldurup daha sonra da rüzgarıyla düşürüp savurduğu küçük, savunmasız bir yaprak gibi hissediyorum kendimi. Yaşamımda bana yazılan tek şey düşüp düşüp kalkmak sanki. Düşmekten yoruluyorum ama kalkmaktan da vazgeçemiyorum.
Hepimizin hayatında yaşadığı bazı pişmanlıkları olmuştur. Kimi zaman keşke hiç tanımasaydım dediğiniz insanlar hayatınıza girip çıkmıştır. Kimi zaman ise, keşke hiç yaşanmasaydı dediğiniz olaylar başınıza gelmiştir. En nihayetinde hepimiz insanız. Hata yapıp sonrasında da pişman olabiliyoruz. Burada belki de tüm bunlardan önemli olan nokta şu; pişmanlıklarımızla gerçekten baş etmeyi biliyor muyuz? Başka bir deyişle, pişmanlıklarımızla yüzleşip yola devam edebiliyor muyuz?
Herkes gibi pek çok farklı konuda kendimce ürettiğim ve teorileştirdiğim düşüncelerim mevcut. Bunlar bilimsel olarak kanıtlanmamış yahut gerçekçi temellere dayanan fikirler olmasa da benim savunduğum düşünceler. Bunlardan birisi de insan ömrünün ‘diğer etmenler gözardı edildiğinde’, temelde yedişer yıllık dönemlere ayrılıyor oluşu ile ilgili.